• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Üyelik Girişi
TAKVİM

Şirk inancının ne olduğu, nasıl olduğu bilinmedikçe Tevhid-i bir inancın inşası imkânsızdır.

KÜÇÜK BİR AÇIKLAMA

   İman edilecek hususlar ve keyfiyetleri ile ilgili birçok kitap, yazılmıştır. Konu ile ilgili mütekellimlerin açıklamalarının gayet yeterli olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle sitemizde o türden bilgilendirmeleri yapmamızın gerekli olmadığını düşündük. Allah’a Hamd olsun zaten İslami hassasiyetleri ve kaygıları olan diğer sitelerde konu ile ilgili birçok esere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Biz iman esasları ile ilgili meseleleri Allah’ın izni ile farklı bir üslupla anlatmayı amaçladık. Diğer başlıkları da aynı üslupla anlatacağız inşa Allah.

 Allah’a İman Nasıl Olmalı?

   Başlığa dikkat edilirse konu Allah'a imanın nasıllığı, yoksa Allah’ın varlığını ispat değil. Ateistler kusura bakmasın Allah c.c onları adamdan dahi saymıyor. Bu nedenle Kitabında onlardan hiç bahsetmez. Ne yazık ki akaid kitaplarının birçoğu Allah’ın varlığını ispata yönelerek meseleyi bir ispat meselesi haline getirmişlerdir. Bu yanlıştır. Aslında Kuranda Allah (c.c.) kendisini ispata değil kendisine olan imanın keyfiyetine dikkatleri toplamıştır. Bu başlı başına ayrı bir meseledir. Zaten ilahın olmadığını iddia eden bir toplum hiç olmamıştır. Sadece fertler bazında zorlama ateistler olmuştur.

   Mekkelilerinde risaletten önce dahi Allah’a iman ettikleri hem Kuranla hem Âlimlerin ittifakıyla sabittir. Bir kere ilk olarak bilinmesi gereken, defalarca farklı kanallarla insanların karşılaştığı bu gerçeği artık öğrenelim. M E K K E M Ü Ş R İ K L E R İ A L L A H ’A (başka bir Allah’a değil kendilerini de bizide yaratan Allaha) İ N A N I Y O R L A R D I İnşa Allah bunu daha unutmayız.

   Peki, problem ne o halde? Soru bu. Lütfen bu soruyu küçümsemeyin. Bu sorunun cevabının bir kaç boyutu olmakla beraber önemli iki boyutu vardır. Birincisi sadece Allah’a ait olan bir takım sıfatların Allah'tan başka varlıklarda da olduğunu, olabileceğini düşünüyor ve böyle inanıyor olmalarıdır. İkinci boyutu ise birinci boyuta bağlı olarak Allah’tan başka varlıkların elde edilen bu sıfatlarla müşriklerin kendileri üzerinde tasarruf yetkileri olduğu kanaatinde olmalarıdır. Bunun adı Kuran diliyle ŞİRK tir, ve cezası ebedi cehennem olarak Rabbimiz tarafından ta başlangıçta konulmuştur.

   O halde Şirk’i tanımamız gerekiyor. Çünkü tanımadığın bir düşmandan sakınamazsın. Dolayısıyla şirk inancının ne olduğu, nasıl olduğu bilinmedikçe Tevhid-i bir inancın inşası imkânsızdır. Bu nedenle Kur'an Tevhidi anlatırken müşriklerin sözlerine, cevaplarına yer veriyor. Onların hallerinden bahsediyor, Onların düşüncelerini anlatıyor. (Yoksa onların propagandasını yapmıyor ) Çünkü insan bir şeyi sadece zıddıyla kavrıyor, bu nedenle sadece doğrudan bahsetmiyor, doğrunun karşısına yanlışında tavrını ve mantığını anlatıyor ki insan kavrasın ve sakınsın. Kur'an'ın bütün kıssalarının, tehditlerin, tebşirlerinin, tespitlerinin, tebyinlerinin, tafsillerinin, teşbihlerinin bu gerçeği kavratmaya yönelik olduğunu Kuranla az-çok meşgul olan bir kimse hemen anlayacaktır. Bilenlerde zaten bilir.

   Neticede ortaya çıkan gerçekten anlaşılıyor ki, Müşriklerin Allah inancı ile Müminlerin Allah inancı arasında sadece bir fark vardır, O da Müşriklerin kendi kafalarında tasarladıkları Allah’a, Müminlerin ise kendilerine (Kuran’la) tanıtılan Allah’a inanmalarıdır. İşte inançlardaki en özet fark budur. Aslında dünyada var olan bütün problemlerin başı budur. İnsanoğlu nedense bir türlü Allah’a yine Allah’ın istediği gibi inanmak istemiyor. Hep kendi istediği gibi inanmak istiyor. İnanıyor da. Aslında nedeni belli fakat maksadımız bu değil.

   Meseleye döndüğümüzde yani Muvahhitler ise kendilerine tanıtılan Allah’a. Yani yaratıldığı bilgisini fıtratında görünce hatırlıyor, sonra yaratanını onun tanıttığı gibi biliyor. Müşrikler aslında kendi hayallerinde yarattıkları Allah’a inanıyorlar. Böylece Müşrik kendi ilahını kendisi yaratıyor. Bu nedenle Kuran “ittehezu aliheten” ilahlar ittihaz ettiler vb. ibareler kullanıyor. Durum bu olunca Müşrikler Allah’a inanırken onun yapması gereken şeyi de yapmaması gereken şeyi de kendileri belirlemiş oluyor. Mesela gökleri ve yeri yaratması, güneşe aya yön vermesi, Yağmur yağdırması böylece yeryüzünü canlı tutması vs. işler Allah’ın yapması gereken işleri olarak düşünüyorlar. Fakat kendilerinin ne yapacakları, nasıl yaşayacakları kısacası kendilerini ilgilendiren meselelere Allah’ı (haşa) karıştırmıyorlar. Onlar için bu düşünülemez. Böylece ona rol biçiyorlar. Peki neden? Çünkü eğer ona rol biçmezlerse Onun indirdiği ile hükm edileceğini dolayısıyla zulümlerine yer kalmayacağını biliyorlar. Bu nedenle “Rahman herhangi bir şey (yani vahiy) indirmedi” deyip duruyorlar. Yani kısaca (haşa) Allah ataması yapıyorlar. Görevlerini kendileri belirliyorlar. Böylece kendi Allah’ını kendileri tayin ediyor, sıfatlarını da kendileri şekillendirmiş oluyorlar. Şu yaratılanlara bakar mısınız nasılda zulüm ediyorlar. En büyüğün hakkını vermiyorlar. Tek büyük olan Allah’ı kendileri şekillendiriyorlar. Allah onları kahretsin nasılda aldanıyorlar.

   Bu zihniyet Allah’ı sıfatlandırmak cüretini gösterince yeryüzünde ki temsilcilerini atamak zaten küçük iş olarak kalıyor. Allah'tan çaldıkları sıfatları yeryüzündeki temsilcilere vermeye başlıyorlar. Sonra temsilcileri bereketin, bolluğun, güzelliklerin, kurtuluşun, Allah’a yaklaşmanın vesilesi olarak görüyorlar. Sonra onlara bütün bu güzelliklerin kendileri üzerinde tezahür etmesini sağlamak maksadıyla kulluk yapmaya başlıyorlar.

“Bu durum bizi ilgilendirmiyor onların problemidir” diyebiliriz. Fakat hakikatte öylemidir? Tamam %100 onlar gibi olmamız imkansız. Nihayetinde tutup ta bir taş parçasına ( Allah korusun) tapacak değiliz. Her şehrin merkezine bir Lat veya Menat dikecek de değiliz. Böyle bir şey yapmıyoruz değil mi? Hamd olsun Lat ve Menat dikmiyoruz. Ve yahut onların müşrik inançlarının bir tezahürü olarak gaybden haber almak maksadıyla ne putlarımız nede onların yanında fal oklarımız var. Bu doğru fal oklarımız yoktur. Fincanlarımız, iskambil kâğıtlarımız vs. var ama onların okları olmadığı gibi putların yanında da değiller. Bu da doğru, bu yüzden bir şey demiyoruz. Peki, Müşriklerin gaybi haberler almak için gittikleri kahinler gibi medyumlarımızda mı yok, ya cincilerimiz. Belki gaybı zaten bütünüyle bilen yahut cüzüyle bilen tanıdıklarımız vardır herhalde. Ne alakası var! Şu alakası var. İşte Allah’a rol biçmek derken bunu diyorduk.

   Şimdi Allah c.c Kur'an'da birçok ayette gayb bilgisinin kendisine ait olduğunu bildiriyor. Ve bunu kimseye bildirmeyeceğini ancak bildirmeye razı olduğu RESULLERE bildireceğini açık net bir şekilde bildiriyor. Biri diyor ki “Allah dilerse resul olmayan birine de bildirir” (ne yazık buna ayet süsü verenlerde vardır). bu adam bu cümleyi şartla kullandı. Yani DİLERSE dedi. Çünkü bu ifadenin kendisini kurtaracağını zannediyor. Fakat biraz sonra kelimedeki şart edatı olan -SE- kalkacak DİLER olacak, kendisi farkında değil, zaten böyle inanıyor. Ardından gaybı bildirmeyi DİLEDİĞİNİ ispat edecek hikâyelere başlayacak ve başlıyor. Bu arkadaş aslında Allah’a “yapmayacağım” diye bildirdiği bir şeyi “sen yaparsın” demek suretiyle şekil veriyor farkında değil. Ayrıca gaybı bilir iddiası neden? Bu bilgi o kişide neyi değiştirecek? Öğrendikten sonra geleceğe müdahale edecek mi? Aynı alana (Gayba) yönelik sahte bilgi türlerinden olan falcılık, yıldızcılık, cincilik, kâhincilik kitap ve sünnetle neden yasaklandı? Aslında insanlar bu bilginin bilindiği iddiasıyla peygamberimizden önce dahi köleleştirilmiş değil miydiler? Yoksa aynı maksada ulaşmak isteyen birileri mi var? Bu sorular uzaya bilir.

   Buna benzer bir örnekte Kıyamet saatiyle ilgili. Allah bildiriyor ki; “sadece ben bilirim. Peygamberimizin de bilmediğini ayetlerle bildiriyor. Hatta öyle bildiriyor ki “sanki (ey peygamber) sen biliyormuşsun da saklıyormuşsun gibi sana soruyorlar” insanın hayret edesi geliyor, nasıl oluyor da bu kitaba iman eden bir kimse bu ve daha benzer birçok ayete binaen birisinin kıyametin tarihini, saatini bileceğini iddia ediyor? Ne cesaret, ne cesaret. Meselenin anlaşılması açısından bir misal daha verelim.

 Gavs, Kutup, vs. inanışlar. 

   Bu tabirler ve daha bir çok benzerleri dini hassasiyeti olan birçok kişinin duyduğu bilinen tabirlerdir. Peki, bu bolca duyduğumuz bu kelimeleri nasıl tanımlayacağız. tanımı var mı? Diye bakıyoruz. Kuran ve Sünnette bulamıyoruz. Kelimeleri duyduğumuz kişide tam olarak bilmiyor ama büyük sıfatlar olarak telakki ettiği açık. Aslında bize davet yapıyor. Size bu kelimelerin manasına yönelik herkesin güvendiği Şamil İslam ansiklopedisinden birkaç satır aktarıyoruz. Tamamını okumanızı tavsiye ederiz.

   Tasavvufta kâinatın yönetiminden sorumlu olduğuna inanılan veliler örgütünün başı. Kutub ve kutbu'l-aktâb (kutublar kutbu) da denir. Kendisinden yardım istenilmesi durumunda "yardım eden" anlamında gavs ya da gavsu'l-âzam olarak anılır. Bütün kâinatın kalbi mesabesindedir. Değirmen taşının milin çevresinde dönmesi gibi kâinat da gavsın çevresinde döner. Kâinat içindeki bütün varlıklar hayat ruhlarını gavstan alırlar. Cebrail onun nefs-i nâtıkası (ruhu, konuşması); Mikâil kuvvei câzibesi (çekme gücü) ve Azrâil kuvve-i dâfiası (itme gücü) hükmündedir. Kâinatta dilediği gibi tasarruf eder. Tasarrufu ilmine; ilmi, Allah'ın ilmine tabidir. Zâhiriyle âlemin zâhirini, bâtınıyla âlemin bâtınını idare eder.

   Allah hakkı için bakar mısınız? Şuan durun, sadece düşünün, burada yapmanız gereken şu, elinize bir Kuran alın orta uzunlukta Mekki herhangi bir sureyi okuyun. Geri yaslanın ve bu tarifi bir daha okuyun. Tüyleriniz dikenleşmiyorsa halinize ağlayın. Yok, eğer Tevhidi inceliği o ayetlerle fark ettiyseniz kendiniz için artık değişmeyin. Yoksa hiçbir âlim, hiçbir zahid, hiçbir abid, hiçbir kitap, hiçbir sakal, hiçbir sarık, sizi bu tanımlara inandırmada etkili olmasın. Sonra onların hiç biri perçeminizden yakalandığınızda sizi kurtaramayacaktır. Namaz mı…? Kurtulmanız için yetmez. Oruç mu…? Yetmez. İnfak mı..? Yetmez. Allah mı affeder …? ETTTTMEZ ! Vallahi ne Lat ne Menat ne Uzza ne Vedd ve Suva ne Yeus nede Ye’uk için Şirk zihniyeti bu yetkileri onlara tahsis etmedi.

   Allah’tan rol çalma misallerine o kadar fazlası eklenebilir ki;Dedik ya müşriklerin bir özelliği de yeryüzüne Allah’ı c.c karıştırmamak. Allah’a inanırken onun yapması gereken şeyi de yapmaması gereken şeyi de kendileri belirlemiş oluyorlardı. Gökleri ve yeri yaratması, güneşe aya yön vermesi, Yağmur yağdırması böylece yeryüzünü canlı tutması vs. “Rahman bir şey indirmedi” diyorlar. Garip! Rahmanı biliyorlar. Bu ismi özellikle anıyorlar. Çünkü Rabbimizin umumi rahmetini, şartsız rahmetini, her şeye rağmen rahmetini hatırlatan isimdir. Onlar sanki şöyle diyorlar.“ Rahman dediğin rahmanlığını yapar bize bir şey indirerek nasıl yaşayacağımızı öğretmeye kalkmaz.” (haşa) onların kafasına göre Rahmanlık nedir? diye baktığımızda Şu, bizi yarattır, çocuklarımı yarattır, yiyeceğimiz içeceğimiz şeyleri yarattır, ihtiyaçlarımızı giderir, olmadı sıkıştığımızda yardım eder, hastalarımızı iyileştirir, rızkımızı genişletir, kısacası varlığımız ve rahatımız için her şeyi yapar. Bu adamların tasavvurunda Allah c.c ( haşa) hizmetçi. Utanmasalar kahve yapmasını bile isteyecekler. Hizmetçi Allah anlayışı! Tabii bunun böyle devam edebilmesi için Allahın hiç konuşmaması (yani kitap indirmemesi) gerekiyor. Yani konuşmadan işini yap demeye getiriyorlar. Neden? çünkü konuşursa, kitap indirirse, o kitapla herhalde onların bu tasavvurlarından peydahlanan zulümlerini tasdikleyecek değil ya. Bu nedenle “Rahman bir şey indirmedi” diyorlar. Sen gökte biz yerde hâkimiz diyorlar. Bu nasıl bir zulümdür? Nasıl bir küstahlıktır? Bir kimse sizden izinsiz sadece bir yudum suyunuzdan içse çıldırırsınızda, siz Allah’ı mülkünden mi kovacaksınız? Gökleri yaratan o da, yeri siz mi yarattınız?

Allah İnancı, Ama Nasıl?

 - Allah’ın istediği gibi mi inanıyoruz, yoksa kendi istediğimiz gibi mi?

- Kur'an'ın istediği gibi mi inanıyorsunuz, yoksa herhangi bir kitabın istediği gibi mi?

- Allah Resulünün istediği gibi mi inanıyorsunuz, yoksa herhangi bir adamın istediği gibi mi?

   Bunu anlamak için kendimize dönüp acaba benim Allah inancımı oluşturan ana etken ne? Kendim mi? Yoksa çevrem mi? Annem babam olabilir mi? Şuan okuduğum bu yazı mı? Acaba cami imamı mı? Beraber olduğum arkadaşım mı? Eşim mi? Yoksa Allah’ın Kitabı mı? Bu soruları samimice sormak gerekiyor. Eğer bu sorunun cevabı son şık (Allah’ın Kitabı) ise şükredin. Çünkü detayları ile fark edemediğiniz bir nimete sahipsiniz. Yok, önceki şıklar ise, inancınızı Allah’ın kitabına göre şekillendirmeden ölmeyin. Çünkü tehlikedesiniz.

   Gerçek Muvahhidler Allah'a c.c ne ekstra niteleme yaparlar, nede ondan sıfat çalarlar. ( subhanAllah) onun anlattığından başka bir halle bakmazlar.  Allah c.c  hakkında bilmediği şeyleri ve bilemeyeceği şeyleri konuşmazlar. Dur dediği yerde durur, yürü dediği yerde yürürler. O nun sözüne inanıyormuş gibi değil, inanarak bağlanırlar. O nun gökte de yerde de ilah olduğunu bilirler. O nun  tek, eşi benzeri olmayan olduğunu bilirler.

   Allah’a imanın keyfiyeti ile ilgili bu yazıyı okuduğunuzda bir takım şeytani sınıflandırmalarla (ılımlı Müslüman, sert Müslüman, radikal Müslüman, fudamentalist Müslüman vs.) kaçamayacağımız gerçeği, değiştirdiğinizi düşünüyorsanız sadece aldanıyorsunuzdur.

 

والحمد لله رب العالمين 

Serdar KAYALİ



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
22 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam47
Toplam Ziyaret99752
Anket
Kur'an'ı ne sıklıkla okursunuz?
Hava Durumu
Anlık
Yarın
23° 23° 6°
Saat