• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Üyelik Girişi
TAKVİM

KÜRŞAD BAŞKAN

KÜRŞAD BAŞKAN
kursadkara08@hotmail.com
GÜL DAĞITAN DAVETÇİLERE
04/10/2018

Yazımızın amacı kendisini İslam dinin davetçisi olarak gören Müslüman kardeşlerimizin davetini gözden geçirmesini sağlamak olacaktır. Müslümanlar zamanın değişim ruhuna kitaplarının, peygamberlerinin rengini katmakta sorun yaşamaktadır. Müslüman ressam, tabirini mecazi düşündüğümüzde, Allah’ın boyası ile bir elinde kitap fırçası, bir elinde peygamber fırçası ile zamanı, çağı ve asrı boyamak zorundadır.

Davetin üç konusu olan ilah, kitap, peygamber aynı zaman da imanın da ana hatlarını oluşturmaktadır. Salih bir imanın gerçekleşmesi için gerekli olan bu üç idraki Kuran-ı Kerim’de yer alan ve Taha suresinde değinilen firavun ve sihirbazları arasında geçen konuşamadan yola çıkılarak anlatılmaya çalışılacaktır. Surede ilgili bölüm şöyle izah edilir : “ Sağ elindekini bırakıver! O, onların yaptıklarını yalar yutar! Zira onların yaptıkları, sırf sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nerede olsa felah bulmaz, dedi. Sonun da bütün sihirbazlar secdeye kapandılar. Biz Harun’la Musa’nın Rabbine iman ettik, dediler. Firavun, ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha? ” (Ta-Ha Suresi 69–71)  Sihirbazların hakikat karşısında iman etmeleri firavun’da kibirlik duygusunu ortaya çıkarmaktadır. Öyle bir kibirdir ki imana bile izin veren bir büyüklenmeyle karşı karşıyayız. İnsanın firavuna ne firavunmuş diyesi geliyor.

Burada bizim sorgulayacağımız mesele izin verse ne olur meselesidir. Yani izin vermeden iman mı ediyorsunuz ibaresi, ben izin verirsem siz iman edersiniz ifadesine kayabiliyor. Yargıyı şöyle açıklamakta mümkün ki bizim üzerinde duracağımız yerde burasıdır: Firavun’un izin verdiği iman da olmuştur. Sihirbazlar müsaade istese Firavun izinde verebilir. İş aslında bu noktada başlıyor. Karşımıza büyük bir soru cümlesi çıkıyor: İzin verilen iman nasıl bir imandır? Firavun’un izin verdiği iman neleri ihtiva eder? 

İman; ilaha, peygambere, kitaba yapılacak tasdik sonunda ortaya çıkan bir durumdur. Peki, bunların izinle yapıldığını düşünürsek karşımıza nasıl bir iman telakkisi çıkar? Bunları kendi imâni durumumuzla açıklamaya çalışırsak ilk olarak ilah kavramından başlamamız gerekecek. İmanın ilk şartı olan Allah’a iman izinli olursa nasıl olur? Herhalde Allah gökte kalacak yeryüzüne müdahale etmeyecektir. Allah’ın hükmü sadece ve sadece gökle irtibatlı kalacaktır. İzin veren böyle bir izin vermiştir. Benim hükümranlığımın olduğu yerde başka bir güç istemiyorum diyen firavun zihniyeti dünyayı bu zihinle yönetecektir. İkinci durum ki bu yazıda biraz daha üzerinde durulacak peygambere iman nasıl izinli olur? Peygamber vahyi insanlara ulaştıran bir elçidir. Rabbin ahkâmı yeryüzüne inşa etmeye çalışan peygamberler aynı zamanda da insanların hayatlarını, kulluklarını Allah’ın emirleri doğrultusunda inşa ederler. Peygamber bir örnek kişiliktir. Vahyi kendisinde yaşatarak nasıl Müslüman olacağımızı, nasıl kulluk edeceğimizi bizlere anlatır. Peygambere iman tasdik edilmek zorundadır. İmanın tamamlanması için şarttır. Firavun zihniyeti buna da karışır. Müsaade edilen bir peygamber sunmak zorundadır insanlara. Kendi varlıklarını rahatsız etmeyecek, elde ettikleri güçlerini sorgulamayacak bir peygambere müsaade edebilirler. Peygamber sadece vardır ama bundan öteye gidemez. Vahyi yaşayan ve öğreten peygamber yoktur. Ve son aşamada da kitaba değinmemiz gerekmektedir. Daha sonra yine peygamber imanını sorgulayacağız. İzin verilen kitapta diğer durumlardan farklı değildir. Ahkâm ayetlerinin hayata müdahale etmediği etmesi izin verilmeyen bir kitaba iman, hayatımızın hangi boşluğunu doldurabilir. Ahkâmsız kitaba iman sadece ve sadece izin verilen imandan öteye geçemez. Firavun zihniyetinin sorgulandığı bu kısımlar siyasi bir söylemi de beraberinde getirmektedir. Biz buruya takılıp kalırsak sorunu aşamayız. Bu olayın bir de bizim dünyamızda yansıması nasıl oluyor onu incelemeliyiz çünkü kendi dışımızdaki söylem hele de siyasi bir söyleme dönüşmüşse yargılamak daha kolay olacaktır.

Bizler kendimiz için teslim olunan bir imanı mı seçiyoruz yoksa aktörlerin değiştiği ve çağımızda bizlerin başaktör olduğu ve kendimize izin verdiğimiz izinli imanı mı seçiyoruz. Karşı karşıya kaldığımız durum çok vahimdir çünkü bizler hayatımıza devam ederken nefsimizin direktiflerine uyarak izinli bir imanı tercih ediyoruz. İmanın ilah, peygamber ve kitap olgularına bir de nefis boyutuyla bakalım. Nefsimizin razı olduğu Allah her işimize hükmüyle müdahale eden bir Allah mıdır yoksa çıkarlarımıza, durumumuza, yaşımıza, cinsiyetimize, mevkiimize, ticaretimize, güzelliğimize, paramıza göre değişen bir Allah inancı mı tercihimizdir. Bu reflekslerimizi gözden geçirdiğimizde ister istemez izinli imanın kendimizde etkisini görebiliyoruz. Yaptığı yanlış bir işi kimsenin görmediğini söyleyerek böbürlenen bir kişinin kendisini Allah’ın gördüğünü unutması veya Allah’ın onu görmediğine kanaat getirmesi nasıl bir imanı bizlere sunmaktadır. Kuran ile mesafe bizim iznimize bağlı değil midir?. Ne kadar buyur edersek hayatımıza diğer bir deyişle ne kadar izin verirsek, Kur-an bize o kadar yaklaşmaz mı? Her şey bizim iznimize bağlıdır. Kendi hayatımızdan yola çıkarak çevremize de baktığımızda bizlerin ve toplumun Kur’an’a ne kadar izin verdiğini tespit etmek çok zor olmasa gerek.

Gül dağıtan davetçilerin de sorgulaması gereken diğer bir boyutta peygamber boyutudur. Bizler kendi nefsimizi sünnete ne kadar tercih ediyoruz? Kendi hayatımıza peygamber sünnetinin girmesine ne kadar izin veriyoruz. Kılığı kıyafeti mi bizlere örneklik teşkil ediyor yoksa hayatı mı? Sakalına, misvakına, elbisesinin rengine izin veren bizler diğer boyutlara neden izin vermiyoruz? Bu kısmı biraz daha izah etmeye çalışalım. Hz. Muhammed(s.a.v) İslam esaslarını anlatmak için değişik yerlere elçiler gönderir. “ Aynı şekilde Muaz Bin Cebel’i de Yemen’in değişik kesimlerine göndermişti. Rasulüllah Muaz’a şöyle dedi: Sen kitap ehlinden bir kavme gideceksin. Onların yanına vardığında önce onları, Allah’ın birliği ve Muhammed’in, O’nun Resulü olduğunu kabule çağır. Bunu kabul ederlerse, hemen onlara, her gün ve gecede beş vakit namazın üzerlerine farz olduğunu bildir. Bunu da benimserlerse; o zaman da, Allah’ın onlara zenginlerden alınıp fakirlerine dağıtılmak üzere zekâtı farz kıldığını bildir. Bu konuda da sana boyun eğerlerse, sakın onların mallarının en iyilerinden alma. Mazlumun bedduasından da sakın; zira onunla Allah arasında bir perde yoktur. ” Bu hadis metni bütün Müslümanların iman ettiği peygamberin sözüdür. Bu söze hayatımızda izin vermek peygambere hayatımıza müdahalesi için izin vermek anlamına gelir. Muaz Yemen’e girdiğinde bu davete başladığında toplum izin verdiğinde aşama aşama anlatacaklarını peygamber söylüyor. Orada da bir izin söz konusudur. Biz gül dağıtırken bu ilkeleri anlatmadığımız ve yaşamadığımız sürece peygamberi yaşamamış oluruz. İmam Ahmed ise Müsned’inde; Resulullah (s.a.v.)’ın Muaz ile birlikte uğurlamak için Medine dışına kadar çıktığını, Muaz binekle, O ise yaya olduğu halde ona direktiflerini bildirdiğini nakleder. Sonra O şöyle buyurmuştur: “ Muaz! Belki de sen bu seneden sonra bir daha beni göremezsin. Kimbilir, sen mescidimi ve kabrimi ziyaret edersin belki! Bunun üzerine Muaz, Resulullah’tan ayrılışına ağladı.”

Bu kısmı da izah ettikten sonra yazımızı sona erdirelim. Yukarıda gerçekleşen olay bizim peygamberimizle kuracağımız ilişkiyi açıklar niteliktedir. Muaz peygamberin söylediği ilkeleri almıştır. Bunları toplumlara iletmek vazifesidir. Bu öyle bir vazifedir ki Rasulü bir daha görememesine neden olacaktır. Kabrini ziyaret etme pahasına verilen emri yerine getirmek için yola çıkmıştır. Karşımızda bizim için iki Muaz karakteri belirmektedir. Birincisi hayatına girmesine izin verdiği peygamberinin emirlerini harfiyen uygulayıp bir mücadele veren Muaz. Bu karakter peygamberin kabrinde ağlamayı hak eden bir karakterdir. Vazifemi yaptım ey nebi. Allah’ın sana vahyettiği ilkeleri kendime ve Yemen’e ulaştırdım. Ben ve Onlar Allah’a, Kitabın hükümlerine ve sana izin verdi ve iman gerçekleşti. Ama şimdi sen yoksun. Kabrin başında ağlıyorum. Seni özledim….

Ortaya çıkan diğer Muaz karakteri ise peygamberin sünnetine izin vermeden bir yaşam geçiren veya bir kısmına izin veren bir karakter olarak tarihte yerini alacaktır. Hadis yerine gül dağıtan davetçi Muaz Medine’ye varıp yanık ilahiler eşliğinde ağlayacaktır. Ağlamak paydasının ortaklığı sevindirici bir durum değildir. Zaman kaybetmeden bizler günümüze ulaşan sahih hadisleri peygamberden alma inancıyla hayatımıza ve hayatlara ulaştırmamız gerekecek. Çağ öyle değerler üretiyor ki hayatımıza izin almadan giriyor. İzinsiz bir şekilde nefsimize, evimize giren bu değerlere artık izin vermeyelim ve asıl bizden izin isteyen değerlere izin vererek bu değerleri nefsimize, evimize, hayatımıza buyur edelim. Yakın bir zaman da göreceğimiz en büyük tehlike şudur. Son zamanlarda İslami değerlere yeşil İslam adında izin verilmektedir ve bu izin gittikçe artacaktır. Postmodern anlayışla herkes inanıcıyla yaşayabilecek. Gül dağıtmak, mevlit okutmak, hatim okumak, umre ve haccın kolaylaşması, sempozyumlar yapmak ve bütün bulara ekleyeceğimiz diğer meseleler izinle gerçekleştiği için izin kavramını yukarıda ele aldığımız ayetler ışığında düşünmemiz gerekecek. Neye izin veriliyor? 

 

 KÜRŞAT BAŞKAN

         05/10/2014 



Paylaş | | Yorum Yaz
32 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam47
Toplam Ziyaret99752
Anket
Kur'an'ı ne sıklıkla okursunuz?
Hava Durumu
Anlık
Yarın
23° 23° 6°
Saat